|
|
|
|
| Prince of Persia (PC) |
|
|
| Editor: Akhan AKPINAR | ||||||||
| Pazartesi, 16 Şubat 2009 | ||||||||
|
Giriş yaparken aslında yazılacak bir sürü şey vardır.Ama bu sefer oldukça kısa tutmayı düşünüyorum çünkü nereden gireceğimi cidden bilemiyorum.Bari en son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim;Prince of Persia ikinci defa bir efsane,bir klasik oldu.Bunu da ‘’benzersiz’’ olarak başardı…
PoP’un tarihini anlatmayacağım ama kısa geçmişini ele alırsak
türünün en iyisi olarak zaten zirvede ışıldıyordu.Sands of Time ile
başlayan ve Two Thrones ile biten son nesil PoP’tan sonra Ubisoft
yeniliğe gitmeye karar verdi.Prens dahil her şeyi değiştirmeye karar
vermişlerdi.Açıkcası bu planlamanın oyunun son saniyesine kadar
kusursuzca işlediğini rahatlıkla söyleyebilirim.
En büyük değişim Prens’te yaşanmış.Devam oyunu olarak düşünülmediği
için de bu farklılaşmada oldukça rahat davranulmış.Daha açılış
sahnesinde zaten fark hissediliyor.Açıkcası ilk başta Prens’in yeni
haline alışmakta çok zorluk çektim.Sonuçta oldukça karanlık ve şu anki
halinden alakasız bir Prens bırakmıştık.Ama şimdi çok daha
espirili,rahat,umursamaz ve çapkın bir Prens var.Mezarları soyup
keyfine bakıyor.Zaten üzerindeki alet edevatı da oralardan edinmiş.Tabi
oyunun belki de Prens kadar hatta daha önemli karakteri Elika
olmuş.Hatta hikayenin merkezinde Elika var ve zaten de hikayeyi hep O
anlatıyor.Bir çok insanın aksine ben Elika’yı sevdim.Kesinlikle sıkıcı
bir karakter değil.Aksine Prens’le çok keyifli konuşmalar geçiyor
aralarında.Bazıları da üstü kapalı +18 muhabbetler ve hepsi zekice
hazırlanmış dialoglar.İyiler genelde sıkıcı olur ama bu kızımız
kendisini bana fazlasıyla benimsetti.Elika’nın bu kadar renk
katabileceğini hiç ummamıştım.Prens’le birbirlerine ihtiyaç
duymadıkları bir an hemen hemen yok gibi.
Hikaye ise hızlı bir şekilde başlıyor.Elika ve babası merkezli ve
bizim de şahit olduğumuz bir olay sonucu Pers dininin kötü tanrısı
Ahriman’ı kilitli tutan mühür kırılır.Tamamen serbest kalması içinse
onun hapsolduğu tapınağın enerjisi tamamen bitmelidir.Ahriman’ın
mührünün kırılması ise onun 4 sadık hizmetkarının da serbest kalmasına
neden olur.Hepsi,ülke içinde daha önceden hüküm sürdükleri bölgelerde
yeniden doğarlar.Bizim de amacımız Elika’nın Corrupted denilen bu
hizmetkarların işini bitirmesine ve Fertile Ground denilen güç
noktalarını iyileştirmesine yardımcı olmak.Ve en son tabi ki Ahriman’ı
tekrar hapsetmek.
Ama bence Ubisoft’un asıl takdir edilmesi gereken konu oyunun
bütünlük ve derinlik hissi olmuş.Şöyle ki;savaş dozunu oldukça aşağıya
çekmişler.Fazlasıyla aksiyon var ama bunun çok büyük bir bölümü
atlama-zıplama cinsinden.Savaşmak yerine bu tarz bir oyunda
görülmeyecek kadar dialog koymuşlar.Ama ben hiç bir dialogda sıkılmadım
o ayrı.Hikaye ve karakter bazlı bir oyun yapmayı seçmiş Ubisoft.Öyle ki
Corrupted’ların bile karakterlerini çok rahat anlayabiliyoruz.Prens ve
Elika arasında geçen sayısız konuşmada her iki ana karakteri de gayet
iyi tanıyoruz.Rahatlıkla söyleyebilirim ki aralarında geçen her
konuşmanın bir manası var.
WHAT IS ONE GRAIN OF SAND IN THE DESERT? ONE GRAIN AMONGST THE STORM?
Animasyon konusunda ise sallanan saçlardan,bayraklardan tutun da
karakterlerin hareketleri ve mimikleri oldukça güzel.Ara videolarda
bazen sorun yaşansa da genel olarak,özellikle atlama-zıplama
sahnelerinde animasyon olarak göze çok hoş gelen görüntüler ortaya
çıkıyor.
Seslendirmeleri oldukça başarılı buldum.Karakterlere çok iyi oturmuş
ve onları gerçekten hissetmemizi sağlıyor.Özellikle Elika’nın sesi
huzur verici.Arada geçen rastgele diyebildğimiz dialoglarda bile bir
özen var ve karakterleri sevmemizdeki en büyük etkenlerden biri
bunlar..Müzikler ise yeni seriye göre düzenlenmiş ve son üçlemedeki
gotik hava tamamen silinmiş.Yerine oyuna çok iyi giden,daha masalsı ve
rüya tadında müzikler bestelenmiş.Grafiklerin ve seslerin
hissettirdikleri kavramlar açısından uyumunu kusursuz buldum.
Savaş sistemi ise eleştireceklerimin başında geliyor.Az sayıda
düşmanla karşılaşmamızın mantıklı nedenleri var.Ama bu düşmanlarla
sadece kısıtlı bir mekanda dövüşmek sıkıcı.Ayrıca PoP’un o meşhur esnek
dövüş sistemi yerine alabildiğine basit bir sistem getirilmiş,bir kere
Prens bu konuda çok daha hantal.Tamam komboları izlemesi hoş ama bir
kere en güçlü komboyu tutturdunuz mu onun dışına çıkmıyorsunuz.Neyse ki
dövüş sahneleri genelde Corrupted’lar ile olduğundan ve her bir dövüş
sahnesinin kendine has bir olay örgüsü bulunduğundan hikaye bazlı
oynanış içinde pek sırıtmıyor.Her bir Corrupted için de farklı taktik
gerekmesi biraz monotonluğu kırıyor.Ama bu sistemle eskisi gibi bir
oyun yapsalardı inanılmaz derecede notu kırılırdı.Oyunun her mekanı
kendi havasını taşıyor.Hepsinin farklı atmosferi var.Keşke tek tük
karşılaştığımız Ahriman’ın askerleri de bu detaydan nasiplerini
alsalardı.Savaş sahnelerindeki eksiklik belki çeşitlilikle
kapatılabilirdi.
FOR ORMAZD!
Breath of Ormazd (Yeşil) : Duvarlarda hızlı ve hiç
yardım almadan koşabiliyoruz.Prens’in dialoglardan anlaşıldığı üzere en
sevdiği güç.Bu gücün etkisindeyken tamamen kontrol bizde oluyor.
Ahriman’a ruhunu satmış olan Corrupted’lar düşünmemiz gereken
başlıca sorunları simgeliyor.Dört güçlü kişi çok uzun zaman önce farklı
nedenlerle Ahriman’a ruhunu satmış ve her biri o gücün esiri olmuş
durumda.Hunter,Alchemist,Concubine ve Warrior olarak anılıyorlar.Her
birinin kendilerine has kişiliği var.Bunu kontrol ettikleri mekanlara
göre de rahatlıkla görebiliyoruz. Atmosfer olarak en fazla Royal Palace
ve City of Light’ı beğendim.Concubine ve Warrior’ın kontrolündeki bu
yerlerdeki kontrast renkler ve diğer görsel öğeler çok güzel
düşünülmüş.En çok ta Royal Palace’taki gökyüzüne bayıldım.
Her bir Corrupted’la karşılaşmamızda karışımıza farklı engeller
çıkarıyoru.Warrior duvarlardan bizi tutup içeri çeken şeyler
yollarken,Hunter bunun farklı bir versiyonunu yolluyor.Bu ‘’engeller’’
Corrupted ölse de diğerlerinin mekanlarında kendilerini
gösteriyorlar.Böyle değişik bir sistemle artan bir zorluk derecesi
sistemi oluşturulmuş.Zorluğu tartışılsa da güzel bir fikir.Ayrıca her
birini öldürmek için farklı yöntemlere başvurmamız gerekiyor.Mesela
Warrior’ı çevrede bulduğumuz noktalara iterek veya düşürerek
öldürüyoruz.Dört düşmanın da 4er tane Fertile Ground’u var.Dördünü de
ele geçirmek için her biriyle 4 kere savaşmak ve yenmek gerekiyor.Bütün
bunlar tamamlanınca Elika son darbeyi vurmak için kara kapılarını
büyüyle indiriyor ve son karşılaşmayı yapıyoruz.
Yeni nesil PoP kesinlikle bir başlangıç oyunu.Bu oyunda eksik olarak
görülen şeylerin aslında bilerek eksik bırakıldığı izlenimini veriyor
bitirince.Ben artık Prens’in az da olsa RPG öğelerini taşıyabilecek bir
olgunlukta olduğunu düşünüyorum.En azından Light Seed olayı tecrübe
puanı gibi kullanılabilir.Farklı silahlar,farklı zırhlar ve farklı
hareketler(bu arada oyunu Altair,Beyond Good & Evil’ın Jade’i,Sands
of Time’daki Prens gibi skinlerle de oynayabiliyoruz) oyun ilerledikçe
keşfedilebilir.Zira ikinci oyun sanırım daha fazla düşmana ve daha
büyük bir alana ev sahipliği yapacak. CHOOSE LIFE,CHOOSE DEATH Oyunun ‘’benzersiz’’ olmasından bahsetmiştim.Yeni PoP farklı görüşünü sonuna kadar savunan bir oyun olmuş.Deneysel bir oyun bile denilebilir.Her sahnesinde karanlığın kalbine doğru gittiğimiz hissi çok güzel yaratılmış.Saf bir aksiyon oyunu yapılabilirdi ama Ubisoft zor olanı seçimiş.Tüketici zihnindeki imajı değiştirmek zordur ve ters tepme ihtimali hep yüksektir.Ama o kadar güzel kotarılmış ki her şey,insanı hayran bırakıyor.Karakterlerin derinliği,hikaye anlatımı,tasarım ve sanat öğeleri hepsi bu tarz bir oyun için fazla derin.Ama bütün bu dediklerim oyunu bitirmeden havada kalan sözler oluyor.Son sahnede her şey müthiş bağlanmış ve ikinci oyuna o kadar güzel bir pas atılmış ki…O kadar fazla altmetin içeriyor ki son sahne…Aşkı öyle güzel anlatıyor ki son sahneler…Ubisoft çok ama çok mükemmel iki karakter yaratmış. Umarım hiç ayrılmazlar… Oyunun Notu: 9.2/10 VIDEO LINKI: http://prince-of-persia.uk.ubi.com/index.php?page=download
|
||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





























İlk Yorumu Siz Yazın

